Salı, 07 Şubat 2012
Ana Sayfa arrow Kültür ve Edebiyat arrow Makaleler arrow Karşı eleştiriden önce öz eleştiri gelir
Karşı eleştiriden önce öz eleştiri gelir PDF Yazdır E-posta

Türkiye kendi öz kültürünü bir kenara bırakıp, başka bir kültüre dört elle sarılan ülkelerin başında gelir. Dünyada Türkiye gibi, kültürel yabancılaşmayı bir devlet politikası haline getiren ülkelerin sayısı yok denecek kadar azdır. Türkiye kendisi olmaktan daha çok başkası olmaya zorlanmış bir ülkedir. Cumhuriyet'in tek partili yıllarında doruk noktasına çıkan kültürel çatışma, Anadolu insanının hem eleştiri, hem de üretim gücünü büyük ölçüde yok etmiştir.

Kültür değişiminin, toplumdan önce yönetimden gelen bir baskıyla, zorla benimsetilmeye çalışılması, Türkiye'deki eleştiri geleneğinin zenginleşmesini önlemiştir. Türkiye'de kültürel yabancılaşma devlet eliyle yürütüldüğü için, öz eleştiriden daha çok karşı eleştiri önem kazanmıştır. Bu yüzden, Türkiye'deki yönetici kesimler, sürekli korku ve düşman üretmişlerdir. Türkiye'yi Avrupa'nın en güçsüz ülkesi haline getirenler, hiçbir zaman Türkiye'nin içinde değil, dışında aranmışlardır.

Karşı eleştiri ile öz eleştiri iç içe, iletişim ve etkileşim içinde oldukları zaman, eleştiri anlamlı ve etkili olur. Ekonomik, siyasal ve kültürel alanda eleştiri kültürünü geliştirmeden, hiçbir alanda zenginleşme olmaz. Bunun için, Anadolu insanının kültür ve ekonomisinde eleştirinin ayrı bir yeri ve önemi vardır. Karşı eleştiri, öz eleştirinin aynasıdır. Öz eleştiri yapılmadan karşı eleştiri yapılmaz, yapılırsa da etkili olmaz.

Anadolu'da karşı karşıya olunan sorunların sorumlusu, öncelikle eleştirilenlerde değil, eleştirenlerde aranır. Başkalarının görüşlerindeki hataları görenler, kendi görüşlerinin de hatalı olabileceğini hiç akıllarından çıkarmazlar. Bunun için, Anadolu şehirlerinde “Başkasının gözündeki çöpü görürken, kendi gözündeki merteği unutma” denilir. Türk toplumunun kültürünün ana kaynaklarından biri olan Mesnevi'de, sürekli “Kusursuz arkadaş arayan, arkadaşsız kalır” uyarısı yapılır. Türk toplumunun eleştiri kültürü, “iğneyi kendine çuvaldızı başkasına” ya da “çuvaldızı kendine iğneyi başkasına” batır, atasözünde özetlenir. Bu özdeyişte “çuvaldız” eleştirideki sert, acımasız ve suçlayıcı yaklaşımı, “iğne” de, ılımlı, merhametli ve bağışlayıcı tutumu simgeler. Eleştirinin yerini bulması ve beklenen yararı sağlayabilmesi için, öz ve karşı eleştiri arasında, altın oranda bir uyum ve denge olmalıdır.

Yeni yüzyılda, İslam ve Türk dünyasında eleştiri kültürü zenginliğini yitirerek, susuz topraklar gibi çoraklaşmıştır. Eleştiri kültürüyle birlikte ekonomik yapı ve kültürel doku da akıl almaz bir biçimde yoksullaşmıştır.

Türkiye'nin, her alanda Avrupa'nın en yoksul ülkesi konumuna düşmesinin sorumluluğu, hep dış düşmanlara yüklenmiştir.

Türkiye'yi yönetenler, öz değil, karşı eleştiriyi gündemde tutarak, iktidarlarını korumuşlardır.

Türkiye'yi dönüştürecek olanlar, karşı eleştiriden önce öz eleştiri yapmasını bilenlerdir.

Eleştiri kültürü, her alandaki gelişmenin sürükleyici gücüdür.

Eleştirinin olmadığı yerde, demokrasi olmaz.

Nazif Gürdoğan